Chagatay
و ما بری نفسی ان النفس لامارة بالسوء و اجتناب از آن بجز عنایت ملک غفور نی و ذلک فضل الله یؤتیه من یشاء و الله ذو الفضل العظیم غرض از تسویر این مقاله و تقریر این مقوله آنکه بمقتضای بشریت بحسب رسوم پادشاهان لوازم آن مرتکب و بر عادت صاحب جاهان از شاه و سپاهی در عنفوان ایام شباب بعضی از مناهی و برخی از ملاهی ارتکاب نموده میشد و بعد از چند روزی روزی ندامت و حسرت تمام حاصل آمده یکیک از آن مناهی مرتکبه را ترک می نمود و بتوبه نصوح باب رجوع بدان مسدود و لیکن تا توبه شراب که اهم مطالب آن و اعظم مآرب آن مقصود است در حجاب الامور مرهونة باوقاتها محجوب مانده روی نموده نکرده درین اوقات فرخنده ساعات که بجهد تمام احرام جهاد بسته با عساکر اسلام مآثر در مقابل کفار بجهاد نشسته بودیم از ملهم غیبی و هاتف لا ریبی مضمون میمون الم یان للذین آمنوا ان تخشع قلوبهم لذکر الله شنوده به قلع اسباب معصیت
Latin transcription
wa mā [ubarri’u] nafsī inna n-nafsa la-ammāratun bi-s-sū’; wa ijtināb az ān bi-juz ‘ināyat-i Malik-i Ghafūr [nī?], wa dhālika fazlu llāhi yu’tīhi man yashā’u wa llāhu dhū l-fazli l-‘azīm. Gharaz az taswīr-i īn maqāla wa taqrīr-i īn maqūla ānki bi-muqtazā-yi bashariyyat, bi-hasab-i rusūm-i pādshāhān, lawāzim-i ān, murtakib-wa bar ‘ādat-i sāhib-jāhān az shāh wa sipāhī, dar ‘unfuwān-i ayyām-i shabāb, ba’zī az manāhī wa barkhī az malāhī irtikāb namūda mī-shud wa ba’d az chand rūzī rūzī nadāmat wa hasrat-i tamām hāsil āmada, yak-yak az ān manāhī-yi murtakaba rā tark mī-namūd wa bi-tawba-yi nasūh bāb-i rujū’ bi-dān masdūd, wa līkin tā [?] tawba-yi sharāb ki ahamm-i matālib-i ān wa a’zam-i ma’ārib-i ān maqsūd ast, dar hijāb-i al-umūru marhūnatun bi-awqātihā mahjūb mānda, rūy-namūda nakarda [?], dar īn awqāt-i farakhunda-sā’āt ki bi-jahd-i tamām ihrām-i jihād basta, bā ‘asākir-i Islām-ma’āsir dar muqābil-i kuffār [bi-jihād?] nishasta būdīm, az mulhim-i ghaybī wa hātif-i lā-raybī mazmūn-i maymūn-i a-lam ya’ni li-lladhīna āmanū an takhsha’a qulūbuhum li-dhikri llāh shunūda, bi-qal’-i asbāb-i ma’siyat
Turkish
“Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis kötülüğü çokça emreder.” Ondan sakınmak, bağışlayıcı Hükümdar’ın inayeti olmadan [olmaz]. “Bu, “Allah’ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” Bu yazıyı ortaya koymaktan ve bu sözü söylemekten amaç şudur: İnsanlık gereği, padişahların töreleri ve bunların gerekleri dolayısıyla, şah ve askerlerden mevki sahiplerinin âdeti gereğince, gençliğin başlangıcında bazı yasaklar işlenip birtakım eğlencelere dalınıyordu. Birkaç gün sonra [rūzī sözcüğü tekrarlanır] pişmanlık ve tam bir esef doğunca, işlenmiş o yasakları birer birer terk ediyor, samimi bir tövbeyle onlara dönüş kapısı kapanıyordu. Fakat şarap tövbesi, isteklerin en önemlisi ve o amacın en büyük arzusuyken, “İşler vakitlerine bağlıdır” perdesinde örtülü kalmıştı; yüzünü göstermemişti [kaynakta bozuk/sıkışık bağ]. Bu uğurlu saatlerde, bütün gayretimizle cihat ihramını kuşanmış olarak, İslam şiarlarını taşıyan askerlerle kâfirlerin karşısında cihat için konaklamışken [ortadaki sıkışık ifade kısmen belirsiz], gayb ilhamcısından ve şüphe götürmez bir sesleniciden, “İman edenlerin kalplerinin Allah’ı anmakla ürpereceği zaman gelmedi mi?” uğurlu hitabını işitip, günah sebeplerini kökünden sökmek için